12. Yargı Paketi Maddeleri ve Etkileri

Son güncelleme: 25.07.2026

İçindekiler göster
12. Yargı Paketi Maddeleri ve Etkileri

12. Yargı Paketi Maddeleri ve Etkileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine sunulan ve 22 Haziran 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 25 Haziran 2026 tarihinde TBMM Adalet Komisyonunda ve 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşan “Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, kamuoyunda bilinen adıyla 12. Yargı Paketi, Türk hukuk sisteminde son derece köklü ve yapısal değişiklikler barındırmaktadır. Hazırlanan bu kapsamlı reform paketi; icra ve iflas hukuku, medeni usul hukuku, idari yargılama usulü, ceza muhakemesi ve borçlar hukuku gibi vatandaşların günlük hayatını, mülkiyet haklarını ve hak arama hürriyetlerini doğrudan ilgilendiren alanlarda yepyeni düzenlemeler getirmektedir.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 2025-2029 dönemini kapsayan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan “Türkiye Yüzyılı Adaletin Yüzyılı” vizyonu doğrultusunda şekillenen bu paket, öncelikle adalete erişimin kolaylaştırılmasını ve yargılamaların makul sürede tamamlanmasını hedeflemektedir. Mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi ve hukuki belirlilik ilkesinin güçlendirilmesi amacıyla hazırlanan bu yasa tasarısı, özellikle enflasyonist etkiler nedeniyle hak sahiplerinin uğradığı değer kayıplarını önlemeyi amaçlayan dinamik faiz mekanizmalarını hukuk sistemimize entegre etmektedir. Ayrıca, uygulamada on yılı aşkın süredir Yargıtay daireleri arasında dahi tartışmalara ve mağduriyetlere yol açan “belirsiz alacak davası” kurumunun kaldırılması ve miras hukuku kapsamındaki “ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu)” davalarındaki icra satış usullerinin tamamen değiştirilmesi, bu paketin vatandaşları en çok etkileyecek yönlerini oluşturmaktadır.

Yargı Paketi, sadece ceza yargılamasını değil, özel hukuk, idare hukuku ve icra mevzuatını da derinden etkileyen ve adalet sisteminin hızlandırılmasını amaçlayan kapsamlı bir torba kanun niteliğindedir. HAGB dışındaki diğer kritik reformlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Kanun ve MaddeYapılan DeğişiklikUygulamadaki Sonucu
HMK m. 107 & m. 109Belirsiz alacak davası tamamen yürürlükten kaldırılmıştır. Kısmi davanın kapsamı genişletilmiştir.Davacılar, ıslah hakkını kullanmaksızın tahkikat sonuna kadar taleplerini bir defaya mahsus artırabilir ve zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilir.
HMK m. 147Hukuk davalarında yazılı yargılama usulünde duruşma araları kural olarak 3 aydan fazla olamaz.Yıllarca süren davaların önüne geçilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.
TBK m. 55Destekten yoksun kalma ve çalışma gücü kaybı tazminatlarında faiz hesaplama sistemi değiştirilmiştir.Bilinen dönem için olay tarihinden; bilinemeyen (gelecekteki varsayımsal) dönem için ise karar tarihinden itibaren faiz işletilecektir.
İİK m. 34/aİdare aleyhine hükmedilen para, vekalet ücreti ve yargılama gideri ilamları için doğrudan icra takibi başlatılması yasaklanmıştır.İcra takibinden önce idareye yazılı başvuru yapılarak banka hesap numarası bildirilecek ve idareye 1 ay ödeme süresi tanınacaktır.
İİK m. 114/2Miras kalan taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk açık artırma sadece mirasçılar arasında yapılır.İlk ihalede asgari teklif muhammen bedelin %100’ü olmalıdır. Alıcı çıkmazsa ikinci ihale %50 asgari sınırla genel katılıma açılır.
2576 S.K. m. 7İdare mahkemelerinde tek hakimle görülecek davaların parasal sınırı 2026 yılı için 486.000 TL’ye yükseltilmiştir.Belirli öğrenci disiplin, yurt, burs davaları ile kamu görevlilerinin lojman, izin ve uyarma cezası davaları tek hakimle hızlıca çözülecektir.
CMK m. 80 & m. 134Genetik verilerin ve dijital delillerin saklanma süreleri anayasal güvence altına alınmıştır.DNA kayıtları beraat halinde derhal, mahkûmiyette ise 20 yıl sonra; el konulan dijital veriler ise karar kesinleşmesinden 15 yıl sonra imha edilir.

12. Yargı Paketi ile değişen veya yeni ihdas edilen hukuki düzenlemeler, yasa koyucunun bu değişiklikleri yaparken dayandığı Anayasa Mahkemesi iptal kararları, kanuni gerekçeler ve söz konusu yeniliklerin hak arama süreçlerine (pratik hayata) nasıl yansıyacağı detaylı bir biçimde incelenmiştir.

İcra ve İflas Hukukunda Miras Kalan Taşınmazların Satışı (İzale-i Şüyu)

Halk arasında miras davalarının en sancılı aşamalarından biri olan ve uygulamada “izale-i şüyu” olarak bilinen ortaklığın giderilmesi davalarında, miras kalan gayrimenkullerin mahkeme kanalıyla (icra dairesi veya satış memurluğu aracılığıyla) satışı sırasında yaşanan büyük mağduriyetler, 12. Yargı Paketi ile yeniden düzenlenmektedir. Bu düzenleme, aile yadigarı mülklerin değerinin çok altında satılmasını önlemek amacıyla ihdas edilmiştir.

Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Ne Değişti?

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 114. maddesinde yapılan değişikliklerle, açık artırma ve ihale usullerine çok ciddi kısıtlamalar ve yeni kurallar getirilmiştir. Miras yoluyla intikal eden taşınmazların ortaklığının satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde, uygulanacak ihale prosedürü şu şekilde değiştirilmiştir:

  1. Sadece Mirasçılara Özel İlk İhale: Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve dışarıdan üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlarda, birinci açık artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır. Dışarıdan hiçbir kişi veya kurum bu ilk ihaleye katılamayacaktır.
  2. Muhammen Bedelin Yüzde Yüzü Şartı: Sadece mirasçıların katılabileceği bu ilk artırmada, verilecek tekliflerin malın bilirkişilerce belirlenen muhammen (tahmini) kıymetinin yüzde yüzünü (%100) ve ayrıca satış masraflarını karşılaması zorunlu tutulmuştur.
  3. Teminat Muafiyetinin Kaldırılması: Eski uygulamada, artırmaya katılmak isteyen pay sahibi (mirasçı), kendi payı oranında teminat yatırmaktan muaftı. Yeni düzenlemeyle bu muafiyet tamamen kaldırılmıştır. Artık, malik olsun veya olmasın ihaleye giren herkes teminat yatırmak zorundadır. İstisna olarak yalnızca Hazine teminattan muaf tutulmuştur.
  4. İhale Bedelini Ödemeyene İdari Para Cezası: İhaleye girip en yüksek teklifi veren, ihale üzerinde kaldığı halde süresi içinde bedeli yatırmayarak ihalenin iptaline neden olan alıcılara, teklif ettikleri bedelin yüzde beşi (%5) oranında idari para cezası kesilecektir. Ayrıca yatırdıkları teminat iade edilmeyip, öncelikle satış masraflarına kesilecek, kalanı paydaşlara dağıtılacaktır.

Bu Değişikliklere Neden İhtiyaç Duyuldu?

Yıllardır süregelen icra satışlarında, piyasada “ihale takipçisi” veya “fırsatçı” olarak bilinen kötü niyetli üçüncü kişiler, aileler arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanmaktaydı. Bir taşınmaz satışa çıktığında, ilk ihalede malın değerinin yalnızca yüzde ellisi (%50) üzerinden açık artırma başlıyor ve dışarıdan gelen kişiler, mülkü gerçek değerinin çok altında bir bedelle satın alabiliyordu. Aile mülkiyeti parçalanıyor, mirasçılar ağır hak kayıplarına uğruyordu.

Diğer taraftan, teminat muafiyetini kötüye kullanan bazı paydaşlar, sırf diğer mirasçıları cezalandırmak veya satışı uzatmak (sürüncemede bırakmak) amacıyla, cebinden hiç teminat çıkmadığı için ihaleye girip fahiş ve gerçekdışı teklifler sunuyordu. İhale kendi üzerinde kaldığında ise parayı ödemiyor ve aylarca süren ihalenin iptaline neden oluyordu. Kanun koyucu, hem aile mülkünün yabancılara ucuza gitmesini engellemek hem de ihaleyi sabote eden kötü niyetli paydaşların önüne geçmek için bu katı kuralları getirmiştir.

İhale KriteriMevcut Durum (Değişiklik Öncesi)12. Yargı Paketi Sonrası Yeni Durum
İlk Açık Artırmaya KatılımHerkese (üçüncü kişilere) açıktırSadece malik olan mirasçılar katılabilir
İlk İhale Açılış BedeliMuhammen (tahmini) bedelin %50’siMuhammen bedelin %100’ü
Paydaşların Teminat DurumuPayları oranında teminat yatırmaktan muaftırTeminat muafiyeti yoktur, herkes teminat yatırır
İhale Bedelini Ödememenin Yaptırımıİhale feshedilir, teminat masraflara sayılır%5 idari para cezası kesilir ve teminat iade edilmez
İkinci İhale SüreciHerkese açık ve %50 bedelle yapılır(İlk ihalede alıcı çıkmazsa) Herkese açık ve %50 bedelle yapılır

Vatandaş İçin Pratik Sonuç: Bir babadan kalan tarlanın veya evin kardeşler arasında paylaşılamayıp mahkemeden satışının istendiği bir senaryoda; mahkeme malın değerini 2.000.000 TL olarak belirlemişse, ilk ihale sadece kardeşler arasında yapılacak ve teklif en az 2.000.000 TL’den başlayacaktır. Kardeşlerden hiçbiri bu parayı verip malı almak istemezse, ancak o zaman ikinci bir ihale açılacak, bu ihaleye dışarıdan müteahhitler veya alıcılar girebilecek ve teklif 1.000.000 TL’den (%50) başlayabilecektir. Bu durum, mirasçıların mülkiyet haklarını azami düzeyde koruyan ve onlara “kendi malını değerinde alma” rüçhanı (önceliği) tanıyan çok önemli bir hukuki güvencedir.

Medeni Usul Hukuku: Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Dava Dönemi

İş hukuku ve tazminat davaları başta olmak üzere, dava konusu edilen alacağın miktarının davanın açıldığı tarihte tam olarak bilinemediği durumlarda kullanılan “belirsiz alacak davası”, hukuk dünyasından tamamen çıkarılarak yürürlükten kaldırılmaktadır.

HMK Madde 107 Neden İptal Edildi? Ne Değişti?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 107. maddesi, alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin davacıdan beklenemeyeceği veya imkânsız olduğu durumlarda “belirsiz alacak davası” açılmasına olanak tanıyordu. Bu davanın vatandaşa sağladığı en büyük hukuki yarar, davanın başında cüzi bir bedel gösterilse dahi, zamanaşımının alacağın tamamı için davanın açıldığı tarihte kesilmesiydi.

Ancak 12. Yargı Paketi ile HMK 107. maddesi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; bunun yerine HMK 109. maddedeki “Kısmi Dava” kurumuna yeni bir güvence eklenerek sistem basitleştirilmiştir.

HMK 109. maddeye eklenen fıkra uyarınca; alacağın sadece bir kısmının dava edildiği (kısmi dava) durumlarda, tahkikat aşaması (bilirkişi incelemeleri ve delil toplanması) sona erene kadar, davacı taraf ıslah hakkını kullanmaksızın ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, bir defaya mahsus olmak üzere alacağın bakiye (kalan) kısmını talep edebilecektir. Daha da önemlisi, sonradan artırılan bu bakiye kısım için de zamanaşımı, tıpkı belirsiz alacak davasında olduğu gibi, davanın ilk açıldığı tarihte kesilmiş sayılacaktır.

Değişikliğin Hukuki ve Fiili Gerekçeleri

Belirsiz alacak davası, 2011 yılında hukuk sistemimize girdiğinden bu yana Yargıtay daireleri ve ilk derece mahkemeleri arasında çok derin içtihat farklılıklarına ve uygulama kargaşalarına neden olmuştur. Mahkemeler, “bu alacak türü hesaplanabilirdi, dolayısıyla belirsiz alacak davası olarak açılamaz, hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir” şeklinde katı kararlar veriyordu.

Bu usulden ret kararları, vatandaşların yıllarca süren davaları kaybetmesine, üstelik yeniden dava açmak istediklerinde alacaklarının zamanaşımına uğramış olmasına yol açıyordu. Nitekim Anayasa Mahkemesi (AYM), bireysel başvurular sonucunda verdiği ihlal kararlarında (örneğin Çetin Akboğa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ilgili Türkiye kararları), davanın sırf bu teknik nedenden ötürü reddedilmesinin, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan “hak arama hürriyeti” ve “mahkemeye erişim hakkı”nı ihlal ettiğine açıkça hükmetmiştir. Yasa koyucu, adaletin şekli usul kurallarına kurban edilmesini önlemek, mahkemeleri işin esasına girmeye zorlamak ve vatandaşın zamanaşımı tehdidi altında ezilmesini bitirmek amacıyla belirsiz alacak davası müessesesini kaldırmış, koruduğu tüm menfaatleri kısmi davaya aktarmıştır.

KriterMülga HMK 107 (Belirsiz Alacak Davası)Yeni HMK 109 (Güçlendirilmiş Kısmi Dava)
Davanın Açılabilme ŞartıAlacağın miktarının belirlenmesinin davacıdan beklenememesi veya imkânsız olması gerekirdi.Alacağın tartışmalı veya hesaplanabilir olup olmadığına bakılmaksızın, bir kısmı talep edilerek açılabilir.
Zamanaşımının KesilmesiDavanın açılmasıyla alacağın tamamı için kesilirdi.Başlangıçta açılan dava, sonradan artırılacak bakiye kısım için de dava tarihinden itibaren zamanaşımını keser.
Dava Değerinin ArtırılmasıTahkikat bitmeden, iddianın genişletilmesi yasağına takılmadan artırılırdı.Islah kurumuna dahi gerek kalmadan, tahkikat sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir.
Usulden Ret RiskiŞartlar oluşmadığında (alacak belirli sayıldığında) dava usulden reddedilirdi.“Bu dava kısmi dava olarak açılamaz” şeklinde bir usulden ret riski ortadan kaldırılmıştır.

Örneğin, Bir işçi, fazla mesai veya kıdem tazminatı alacağı için mahkemeye başvurduğunda, muhasebe kayıtları elinde olmadığı için alacağının net 100.000 TL mi yoksa 125.000 TL mi olduğunu bilemeyebilir. Eski sistemde, bu davayı yanlış usulle açtığı için davası reddedilebiliyor ve hakkı yanabiliyordu. Yeni paketin yasalaşmasıyla birlikte vatandaş, davasını örneğin sadece 5.000 TL (kısmi) üzerinden açarak yargılamayı başlatacak; yıllar süren yargılamada dosya bilirkişiye gidip gerçek alacağın 125.000 TL olduğu ortaya çıktığında, davanın son aşamasında tek bir dilekçeyle aradaki 120.000 TL’lik farkı talep edebilecektir. Aradan geçen 3-4 yıllık sürede alacağın zamanaşımına uğradığı yönündeki itirazlar mahkemece dikkate alınmayacak, vatandaşın hakkı korunmuş olacaktır. (Geçici Madde 1/8 uyarınca, kanunun yürürlüğünden önce açılan belirsiz alacak davaları ise eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir.)

İdareye (Devlete) Karşı Başlatılan İcra Takiplerinde “Ön Başvuru” Zorunluluğu

Devlet kurumlarına, bakanlıklara veya belediyelere karşı kazanılan davalarda, vatandaşların alacaklarını tahsil etme sürecine yepyeni bir ön prosedür (bekleme süresi) getirilmiştir.

İcra Takiplerinde Ne Değişti ve Neden Değiştirildi?

İcra ve İflas Kanununa eklenen Madde 34/a ile, mahkemelerce idare aleyhine hükmedilen bir miktar para, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar (mahkeme kararları) için, doğrudan icra takibi başlatma yolu kapatılmıştır. Alacaklı taraf, mahkeme kararını alır almaz icra dairesine gidemeyecek; öncelikle borçlu idareye (kuruma) yazılı olarak başvurarak banka hesap numarasını (IBAN) bildirmek zorunda kalacaktır. İdareye, ödeme yapması için bu başvuru tarihinden itibaren 1 aylık (30 gün) yasal süre tanınmıştır. İdare bu süre içinde anapara, yasal faiz ve fer’ilerini tamamen ödemezse, alacaklı taraf ancak o zaman idare aleyhine ilamlı icra takibi başlatabilecektir.

Bu değişikliğin temel gerekçesi, devlet bütçesine binen gereksiz hukuki masrafların önlenmesidir. Mahkeme kararı çıkar çıkmaz idarenin haberi dahi olmadan icraya konulması, devlete (dolayısıyla kamu bütçesine) fazladan icra vekâlet ücreti, tahsil harcı ve icra masrafları yüklemekteydi. Kamunun zarara uğramasını önlemek, devletin kendi borcunu masrafsız bir şekilde ödemesine imkân tanımak (ifa imkânı vermek) ve icra dairelerinin iş yükünü hafifletmek amacıyla bu zorunlu ön başvuru müessesesi getirilmiştir. Vatandaş açısından bakıldığında ise, idare borcunu yasal faiziyle öderse, vatandaş icra daireleriyle, haciz prosedürleriyle ve icra masraflarıyla uğraşmadan, alacağını çok daha pürüzsüz ve hızlı bir şekilde tahsil etmiş olacaktır.

Yasal Faiz Oranlarında Enflasyona Endeksli Sisteme Geçiş

Yargılama süreçlerinin yıllarca sürmesi ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle mahkeme ilamlarına konu alacakların enflasyon karşısında erimesini önlemek maksadıyla, yasal (kanuni) faiz sistemi temelden değiştirilmiş ve modern ekonominin gereklerine uygun hale getirilmiştir.

Faiz Sisteminde Neler Değişiyor?

3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1. maddesi değiştirilerek “sabit faiz” uygulamasına son verilmiştir. Mevcut durumda, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya ticari bir iş niteliği taşımadıkça, mahkemelerin hükmettiği alacaklara uygulanan kanuni faiz oranı (Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilmediği sürece) çok düşük ve sabit bir orandı.

Yeni kurala göre, sözleşmeyle belirlenmemiş hallerde uygulanacak yasal faiz oranı; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık gününde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni (%80’i) üzerinden hesaplanacaktır.

Şayet yılın ortasında, 30 Haziran’da belirlenen reeskont oranı, önceki yıl sonu oranından 5 puan veya daha fazla değişmişse, yılın ikinci yarısı için güncellenen bu yeni oranın yüzde sekseni geçerli olacaktır.

Değişikliğin Arkasındaki Anayasa Mahkemesi İptal Kararı

Bu yapısal değişikliğin altında Anayasa Mahkemesinin (AYM) 22/07/2025 tarihli çok kritik bir iptal kararı yatmaktadır. AYM, mevcut sabit ve düşük faiz oranının; enflasyonist ortamlarda paranın değerinde oluşan aşınmayı telafi edemediğini, hukuk sisteminde alacağın değer kaybının önlenmesi için etkili bir mekanizma bulunmadığını ve bu durumun Anayasada güvence altına alınan “mülkiyet hakkına” açıkça aykırı olduğunu tespit etmiştir.

Sabit faiz oranının düşük olması, borçluların mahkeme kararlarına uymayarak borçlarını ödemeyi kasıtlı olarak geciktirmelerine yol açıyordu. Zira piyasadaki kredi faizleri %50’lerdeyken, mahkemenin uyguladığı %9’luk faiz, borçlu için adeta ucuz bir kredi niteliği taşıyordu. Yeni dinamik sistemle birlikte, alacaklı ve borçlunun menfaatleri arasında adil bir denge kurulması sağlanmış, adaletin enflasyona yenik düşmesi engellenmiştir.

Örneğin, Haklı bir tazminat veya alacak davasını kazanan vatandaş, yargılamanın sürdüğü 4-5 yıl boyunca parasının alım gücünü kaybetmesini çaresizce izlemek zorunda kalmayacaktır. Örneğin, TCMB reeskont oranı %50 olarak belirlenmişse, vatandaşa ödenecek yasal faiz oranı %40 olarak uygulanacak ve bu oran her altı ayda bir ekonomik şartlara göre otomatik güncellenerek vatandaşın cebine girecek tazminatı enflasyona karşı koruyacaktır.

Tazminat Hukukunda Geleceğe Yönelik Faiz İşletilmesi ve Ara Ödemeler (TBK m.55)

Ölüm (destekten yoksun kalma) ve bedensel zararlar (iş kazası, trafik kazası vb. neticesinde çalışma gücünün azalması veya kaybı) nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında uygulanan faiz ve hesaplama yöntemlerinde, hakkaniyeti sağlamak adına Türk Borçlar Kanununa (TBK) yeni fıkralar eklenmiştir.

Tazminat Hesaplamalarında Ne Değişti?

Haksız bir fiil (örneğin trafik kazası) meydana geldiğinde, zarar görenin açtığı davalarda mahkemeler tüm tazminat bedeline olayın gerçekleştiği günden itibaren faiz işletmekteydi.

Ancak bedensel zararlarda, hesaplanan tazminatın büyük bir kısmı aslında geçmişe değil, geleceğe dönük tahmini kazançları kapsamaktadır (Örneğin, 20 yaşında kaza geçiren bir gencin 60 yaşına kadar çalışıp kazanacağı varsayılan ücret, aktüerya uzmanları tarafından bugünden hesaplanıp peşin ödenmektedir).

TBK 55. maddeye eklenen fıkra ile tazminat hesaplamaları ve faiz uygulaması iki ayrı döneme bölünmüştür:

  1. Bilinen (Geçmiş) Dönem: Zarar görenin kazancının net olarak bilindiği, kaza tarihinden mahkeme kararı (veya hesap raporu) tarihine kadar geçen süre için hesaplanan tazminata, eskisi gibi olay tarihinden itibaren yasal faiz işletilecektir.
  2. Bilinmeyen (Gelecek) Dönem: Zarar görenin gelecekte yaşayacağı varsayılan süre içindeki muhtemel kazancı üzerinden hesaplanan tazminat tutarına ise, haksız zenginleşmeyi önlemek amacıyla olay tarihinden değil, karar tarihinden itibaren yasal faiz işletilecektir.
  3. Ara Ödemelerin Oransal Mahsubu: Yargılama sürerken davalı veya sigorta şirketi tarafından ifa amacıyla yapılan ara ödemeler, tahkikat başlayıncaya kadar yapılmışsa, toplam tazminattan doğrudan (işlemiş faiziyle birlikte) düşülmek yerine, oransal olarak mahsup edilecektir.

Neden Değiştirildi?

Henüz elde edilme zamanı gelmeyen, 10-20 yıl sonra kazanılacak olan varsayımsal bir kazancın bugünden peşin ödenmesine hükmedilirken, bir de bu gelecekteki paraya, geçmişteki kaza tarihinden itibaren faiz yürütülmesi, borçlular ve sigorta şirketleri üzerinde aşırı bir mali yük (haksız zenginleşme) doğurmaktaydı. Bu durum hukuki belirlilik ilkesine aykırı görülmüştür. Ayrıca, sigorta şirketlerinin yargılama öncesinde yaptığı kısmi ödemelerin bilirkişi raporlarında farklı farklı yöntemlerle mahsup edilmesi, uygulama birliğini bozuyor ve davaları uzatıyordu. Oransal mahsup sisteminin getirilmesi, bilirkişi itirazlarını azaltacağı için davaların çok daha hızlı ve adil sonuçlanmasını sağlayacaktır. (Değişiklik, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanacaktır).

Duruşma Süreleri ve E-Duruşma

Mahkemelerdeki kronikleşmiş yığılmaları azaltmak, vatandaşın adliye koridorlarında yıllar süren davalarda yıpranmasını önlemek ve adil yargılanma hakkının temel taşı olan “makul sürede yargılanma” ilkesini fiiliyata dökmek için yargılama sürelerine kesin sınırlar getirilmiştir.

Duruşma Sürelerine 3 Ay Sınırı

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 147. maddesine eklenen fıkra ile, yazılı yargılama usulüne tabi hukuk davalarında duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç (3) aydan daha uzun olamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Hâkim ancak; dosyanın işin niteliği gereği ağır bir bilirkişi incelemesine gitmesi veya başka bir şehirden talimat (istinabe) yoluyla delil toplanması gibi çok zorunlu hallerin bulunması durumunda, bu zorunluluğu soyut değil somut gerekçelerle duruşma tutanağına yazarak üç ayı aşan bir süre belirleyebilecektir.

Vatandaşa Etkisi: Davası olan bir vatandaş, duruşmadan çıkıp “bir sonraki duruşma 8 ay sonraya atıldı, 1 yıl bekleyeceğiz” gibi isyanlarla karşılaşmayacaktır. Hâkimlerin dosyadan uzaklaşmasını engelleyen bu düzenleme, mahkeme süreçlerini radikal bir biçimde kısaltacak ve adaletin gecikmesini önleyecektir.

E-Duruşmada Bürokrasinin ve Islak İmzanın Kaldırılması

Bilişim teknolojilerinden mahkemelerde daha fazla yararlanmak amacıyla HMK 149. maddede kritik bir kolaylık sağlanmıştır. Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla (e-duruşma veya SEGBİS ile) bulundukları yerden (ofisinden veya evinden) duruşmaya katılmasına karar verilen avukatlar veya taraflar için; feragat, ikrar, kabul, sulh gibi hakkı doğrudan bitiren çok özel hukuki beyanlar hariç olmak üzere, duruşma tutanağına elle (ıslak) atılan imzaya ilişkin zorunluluklar kaldırılmıştır. Artık şehir dışındaki davalara avukatların sadece bir imza atmak için fiziken gitme mecburiyeti veya evrakın postayla gidip gelmesi gibi bürokratik işlemler sona erecek; bu da vatandaşa yansıyacak olan yol ve konaklama masraflarını ciddi oranda hafifletecektir.

İnsan Hakları ve Dijital Veri Güvenliği

Ceza yargılamalarında, temel hak ve özgürlükleri doğrudan etkileyen kurumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda hayati düzenlemeler yapılmıştır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kapsamının Daraltılması

Ceza muhakemesinin en çok uygulanan kurumlarından biri olan HAGB, insan hakları ihlalleri kapsamında daraltılmıştır. Eski sistemde sanığa verilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası olması durumunda, hakimin takdiriyle hükmün açıklanması 5 yıl süreyle geri bırakılabiliyordu (HAGB). Bu durum, cezanın bir nevi askıya alınması ve 5 yıl suç işlenmezse sicilden silinmesi anlamına geliyordu.

Ancak CMK 231. maddesinde yapılan değişiklikle; işkence, eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17. maddesi kapsamında “kötü muamele” kabul edilebilecek suçlar hakkında HAGB hükümlerinin kesinlikle uygulanmayacağı yasal olarak güvence altına alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi, devlet gücünü kullanan kamu görevlilerinin (örneğin kolluk kuvvetlerinin) vatandaşlara yönelik orantısız güç, işkence veya kötü muamele eylemlerinde faillere verilen cezaların HAGB ile “yok sayılmasını”, caydırıcılıktan uzak ve mağdurlar açısından adaletsiz bulmuştur. Devletin, vatandaşın yaşam hakkını ve vücut bütünlüğünü koruma yükümlülüğünü (usul yükümlülüğü) yerine getirmesi ve “cezasızlık algısını” yıkması için bu suçlar HAGB zırhından çıkarılmıştır.

Suç TürüMevcut Durum (HAGB Uygulaması)Yeni Dönem (12. Yargı Paketi)
Genel Suçlar (2 Yıl ve Altı Ceza)Şartlar varsa uygulanabilirŞartlar varsa uygulanabilir
İşkence ve Eziyet SuçlarıUygulanabilirliği tartışmalı/mümkündüKesinlikle uygulanamaz
Kamu Görevlisinin Kötü MuamelesiUygulanabilirliği tartışmalı/mümkündüKesinlikle uygulanamaz

Dijital Deliller ve DNA Verilerinin Saklanma ve İmha Süreleri

CMK Madde 80 (Genetik Veriler) ve CMK Madde 134 (Bilgisayar ve Bilişim Sistemlerinde Arama) kapsamında elde edilen kişisel verilerin ne kadar süreyle devletin elinde tutulacağı ve ne zaman imha edileceği yasalaştırılmıştır. AYM’nin “kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlali” kararları üzerine yapılan düzenlemeyle:

  • Bilgisayar/Dijital Veriler: Arama ve kopyalama sonucu elde edilen dijital veriler, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren en fazla 15 yıl saklanacak, bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanakla yok edilecektir.
  • Genetik/DNA Verileri: Moleküler genetik inceleme sonuçları, mahkûmiyet halinde kararın kesinleşmesinden itibaren en fazla 20 yıl sonra imha edilecektir. Ayrıca beraat veya takipsizlik kararı çıkarsa derhal imha edilmesi yasal zorunluluk haline getirilmiştir. Bu veriler kimliksizleştirilerek ayrı bir sistemde tutulacaktır.

Kaçak Sanıkların Yeniden Yargılanma Hakkı

CMK 247. maddede yapılan değişiklikle, hakkında “kaçak” kararı verilerek yokluğunda güvenlik tedbirine hükmedilen sanıklara yepyeni bir usul güvencesi tanınmıştır. Kaçak sanık, yakalanması veya teslim olması halinde, “savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek bizzat hazır bulunmak kaydıyla” mahkemeden yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir.

İdari Yargıda Yeni Temyiz Yolları ve Görevsizlik

Devlet (İdare) ile vatandaş arasındaki hukuki ihtilafların çözüldüğü İdari Yargılama Usulü Kanununda (İYUK) süreçlerin tıkanmasını önleyici ve Danıştay’ın iş yükünü dengeleyici adımlar atılmıştır.

  1. Tek Hâkim Sınırının Artırılması: İdare ve vergi mahkemelerinde heyet (3 hâkim) yerine tek hâkim ile karar verilebilecek davaların üst sınırı 2026 yılı için 486.000 TL’ye yükseltilmiştir. Nitelikli olmayan, içtihadı yerleşmiş sıradan dosyalarda heyetin toplanmasını beklemek yargılamayı uzattığından, bu uyuşmazlıkların tek hâkim tarafından hızla çözülmesi sağlanmıştır.
  2. İstinafın Karar Düzeltme Yetkisi: Bölge idare mahkemeleri (istinaf), ilk derece mahkemesinin kararının sonucunu hukuka uygun bulup sadece “gerekçesini” hatalı veya eksik bulduğunda, sırf bu yüzden kararı bozup mahkemesine geri göndermek yerine, doğrudan gerekçeyi değiştirerek kararı onayabilecektir. Usul ekonomisi (zaman ve masraf tasarrufu) hedeflenmiştir.
  3. Danıştay’a Yeni Temyiz Yolu Açılması: İstinaf mahkemesinin (Bölge İdare), ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak işin esasına girip yepyeni bir karar vermesi (ilk elden hüküm kurması) durumunda, bazı istisnai davalar hariç olmak üzere bu yeni kararlara karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yolu açılmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine yapılan bu düzenleme, vatandaşın ilk kez karşılaştığı ve aleyhine olan sürpriz istinaf kararlarının bir üst merci (Danıştay) tarafından denetlenememesini (hak arama hürriyetinin engellenmesini) ortadan kaldırmıştır. (Aynı mantıkla Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 362’de de değişiklik yapılarak, hukuk mahkemelerindeki istinaf kararlarına karşı da, parasal sınırın üstünde kalması şartıyla Yargıtay’a temyiz yolu açılmıştır).

“Yargıtay Görevsizlik veya Yetkisizlikten Karar Bozamayacak” Maddesi Komisyonda Çıkarıldı!

Kanun teklifinin ilk taslağında yer alan ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandıran bir madde, TBMM Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında metinden çıkarılmıştır. HMK Madde 371’de yapılması planlanan bu taslak değişikliğe göre; “Yargıtay’ın sadece görevsizlik veya yetkisizlik gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozamayacağı” öngörülüyordu. Kanun koyucu ilk başta bunu “davaların uzamasını önlemek” için tasarlamıştı. Ancak Komisyondaki detaylı müzakerelerde, bu durumun Anayasadaki “kanuni (doğal) hâkim güvencesine” (hiç kimsenin tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önünde yargılanamayacağı ilkesi) aykırı olabileceği endişesi ağır basmış ve bu madde taslaktan ayıklanmıştır. Dolayısıyla, görev ve yetki itirazları Yargıtay aşamasında halen hukuki bir bozma sebebi olmaya devam edecektir.

“IBAN Kiralama” Suçu ve Komisyon Önergesi

Son yıllarda artan dijital dolandırıcılık yöntemleriyle birlikte binlerce vatandaşı mağdur eden “IBAN kiralama” eylemleri, Yargı Paketinin komisyon veya Genel Kurul aşamasında “iban mağdurları” önergesiyle yasal zemine oturtulmaktadır.

Mevcut sistemde; banka hesaplarını veya IBAN numaralarını cüzi bir komisyon karşılığında başkalarına (çoğunlukla dolandırıcılara veya yasadışı bahis çetelerine) kullandıran vatandaşlar, hesaplarına gelen paranın kirli olduğunu bilmeseler dahi Türk Ceza Kanununun (TCK) 158. maddesi kapsamında “Bilişim sistemleri araç kılınarak nitelikli dolandırıcılık” veya “Suç gelirlerinin aklanması” suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktaydı. Nitelikli dolandırıcılığın cezası 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasını gerektirmekte ve fiile fiilen iştirak etmeyen, sadece safiyane veya ekonomik çaresizlikle hesabını kiralayan kişiler (özellikle gençler ve öğrenciler) ağır ceza mahkemelerinde devasa cezalarla yüzleşmekteydi.

Adli makamlarda sadece bu nitelikteki işlemlerden dolayı yaklaşık 400.000 şüpheli dosyası birikmiştir. TBMM Adalet Komisyonu çalışmalarında, kanun koyucunun TCK 158. maddeye ekleyeceği yeni bir fıkra ile bu durumu bağımsız bir suç tanımına kavuşturması planlanmaktadır. Bu kapsamda banka, kredi kartı veya kripto varlık hesabını kullandıran, ancak asıl dolandırıcılık veya yasadışı bahis fiiline kasten iştirak etmeyen kişiler için fiilin ağırlığıyla orantılı olarak 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmesi hedeflenmektedir. Kanun koyucu, suçun asıl failleri olan dolandırıcılar ile sadece aracı olan kişileri ayırarak adaleti sağlamayı amaçlamaktadır.

Yargı Paketi yasalaştı mı, ne zaman yürürlüğe girecek?

Yargı Paketi, 25 Haziran 2026 tarihinde TBMM Adalet Komisyonunda,16 Temmuz 2026 tarihinde ise TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşmıştır. Bu yazının güncellendiği tarih itibarıyla kanun metni henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamış olup, yayım süreci devam etmektedir. Kanun hükümlerinin uygulanabilmesi Resmi Gazete’de yayımlanmasına bağlıdır. Maddelerin bir kısmı yayım tarihinde, teknik altyapı gerektiren bir kısmı ise yayımdan üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Yargı paketinde Genel Af, Ceza İndirimi veya İnfaz Düzenlemesi var mı?

Hayır, kesinlikle yoktur. Sosyal medyada sıkça dile getirilen “af çıkıyor” şeklindeki iddialar asılsızdır. 12. Yargı Paketi; cezaevi doluluğunu azaltmaya yönelik bir infaz (af) paketi değil, ağırlıklı olarak hukuk mahkemelerindeki usulleri, idari yargıyı, icra-iflas hükümlerini ve noterlik işlemlerini düzenleyen teknik ve yapısal bir reform paketidir. Cezaevlerindeki hükümlüleri kapsayacak bir ceza indirimi veya af bu kanun teklifi içinde yer almamaktadır.

Süresiz nafaka kaldırılıyor mu?

Hayır, süresiz nafakanın kaldırılması bu paketin (12. Yargı Paketi) konusu değildir. Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihinde süresiz nafakaya ilişkin iptal kararı vermiş ve TBMM’ye yeni yasal düzenleme yapması için 9 ay süre tanımıştır. Dolayısıyla süresiz nafaka şu an hâlâ yürürlüktedir ve bu konudaki yasal düzenlemenin ilerleyen dönemlerde Aile Hukuku’nu kapsayan ayrı bir paketle Meclise gelmesi beklenmektedir.

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenleme 12. Yargı Paketinde yer alıyor mu?

Hayır, bu düzenleme 12. Yargı Paketinin kapsamı dışındadır. Suça sürüklenen çocuklara ilişkin hükümler, “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adıyla ayrı bir kanun teklifi olarak TBMM’ye sunulmuş ve 22 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Adalet Komisyonunda “Adli Süreçteki Çocuk” olarak kabul edilmiştir. Söz konusu teklifle; Türk Ceza Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu ve Sosyal Hizmetler Kanununda geçen “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesi, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından yaş indiriminin uygulanmaması hususunda hâkime takdir yetkisi tanınması, ateşli silahın gerekli özen gösterilmeden muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişiler için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngören yeni bir suç tipi ihdas edilmesi ve çocuk hükümlülerin infaza doğrudan çocuk eğitimevlerinde değil, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlaması öngörülmektedir. Teklif henüz TBMM Genel Kurulunda görüşülmemiş ve yasalaşmamıştır. Düzenlemenin ayrıntıları ve çocuk ceza hukukuna etkileri için suça sürüklenen çocuklar yasası başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Tapuda alım satım işlemlerinde avukat zorunluluğu geldi mi?

Hayır, gelmemiştir. Hazırlık sürecinde “30 Milyon TL ve üzeri tapu işlemlerinde alıcı ve satıcı için avukat bulundurma zorunluluğu” getirileceği yönünde açıklamalar yapılmış olsa da, TBMM’ye sunulan nihai kanun teklifi metninde (12. Yargı Paketinde) bu yönde bir madde yer almamıştır.

İzale-i Şüyu (Ortaklığın Giderilmesi) davalarında evimiz ucuza satılır mı?

Yeni paketle bu risk çok büyük oranda engellenmiştir. Miras kalan ev veya arsanın satışında ilk ihale, eskiden olduğu gibi %50 bedelle ve üçüncü kişilerin (müteahhitlerin, fırsatçıların) katılımıyla yapılamayacaktır. İlk ihale, tahmini değerin (muhammen bedelin) %100’ü üzerinden ve yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır. Böylece aile mülkünün, yabancılara değerinin altında yok pahasına satılması yasal güvence ile engellenmiş olmaktadır. Sadece kardeşlerden hiçbiri mülkü almak istemezse, ikinci aşamada dışarıya açık satış yapılabilecektir.

Banka hesabımı (IBAN) başkasına kullandırdım, ceza alır mıyım? (IBAN Kiralama Suçu)

Yeni yargı paketiyle birlikte bu durum müstakil bir suç haline getirilmektedir. Komisyon aşamasında TCK 158. maddeye eklenecek düzenlemeyle, banka veya kripto hesaplarını başkasına kullandıran ancak asıl dolandırıcılık veya yasadışı bahis fiiline kasten iştirak etmeyen (yalnızca komisyon alan) kişiler için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmesi planlanmaktadır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kaldırıldı mı?

Hayır, HAGB kurumu tamamen kaldırılmamış ancak insan hakları ihlallerini önlemek amacıyla kapsamı daraltılmıştır. Yapılan değişiklikle; işkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele kapsamındaki suçlarda HAGB hükümleri kesinlikle uygulanamayacaktır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda atılan bu adımla, kamu görevlilerinin orantısız güç kullanımında cezasızlık algısının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

Belirsiz alacak davası kalktı mı, davam ne olacak?

Evet, uygulamada sıkça usulden ret kararlarına ve hak kayıplarına yol açan belirsiz alacak davası 12. Yargı Paketi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunundan tamamen çıkarılmıştır. Ancak endişe edilecek bir durum yoktur; bu davanın vatandaşlara sağladığı hak arama kolaylıkları “kısmi dava” kurumuna aktarılmıştır. Artık kısmi dava açan vatandaşlar, dava süreci devam ederken zamanaşımı sorunu yaşamadan ve ıslah yapmadan bakiye (kalan) alacaklarını talep edebilecektir. Eski kanun döneminde açılan davalar ise mağduriyet yaşanmaması adına eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir.

Sonuç ve Hukuki Destek

Türk hukuk sistemimizde makro düzeyde yapısal bir dönüşümü işaret eden 12. Yargı Paketi; bir yandan mahkemelerin işleyişini hızlandırmayı ve usul ekonomisini sağlamayı hedeflerken, diğer yandan mülkiyet haklarını korumaya, enflasyonun yıkıcı etkisine karşı yasal faiz dengesini tesis etmeye ve şekli usullerden (belirsiz alacak davası gibi) kaynaklı hak kayıplarını önlemeye odaklanmıştır. İzale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davalarındaki yeni ihale ve satış prosedürleri, idareye karşı girişilecek icra takiplerindeki zorunlu ön başvuru şartları, tazminat davalarındaki faiz hesaplama parametrelerindeki köklü değişimler ve idari yargıda açılan yepyeni temyiz yolları, hukuki uyuşmazlıklarda atılacak adımların yeniden gözden geçirilmesini ve yepyeni dava stratejileri belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.

Kanunların, infaz rejimlerinin ve Yüksek Mahkeme (Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi) içtihatlarının son derece hızlı güncellendiği bu dinamik süreçlerde, vatandaşların kulaktan dolma bilgilerle veya kendi başlarına hukuki yollara başvurmaları; yanlış dava türünü (kısmi dava/tam dava) seçme, zorunlu başvuru şartlarını atlama, zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri kaçırma veya usuli itirazları yapamama gibi nedenlerle telafisi imkânsız, ağır maddi ve manevi hak kayıpları yaşamalarına neden olabilmektedir. Hak kaybına uğramamak ve süreci doğru yönetmek için bir avukattan hukuki danışmanlık almanız tavsiye edilir.

WhatsApp Randevu Al Hemen Ara